Hulusi Kentmen

Hulusi Kentmen, 20 Ocak 1912’de, Bulgaristan Krallığı’na bağlı Tirnova şehrinde doğdu. Göçler sırasında ailesi Türkiye’ye göçtü. Çocukluğu İzmit Körfezi’nde geçti. Şen şakrak, sokaklarda koşturan, oyunbaz bir çocukluk dönemi yaşadı.

Akçakoca İlkokulu ile eğitim hayatına başladı. Okulun tiyatro salonunda koşturarak büyüdü. Oyunculuk, damarlarına işte buralardan girdi. İçine bu aşkı mühürleyip eğitim hayatının ve ailesinin koşullarına göre yoluna devam etti. Deniz Astsubay Okulu’ndan mezun oldu ve bir gün emekli olup da sanat yapana kadar Türk Deniz Kuvvetleri’nde Astsubay olarak çalıştı.

Hulusi Kentmen’in oyunculuğa aşkı okuduğu ilkokulun tiyatro salonunda doğdu ve muhtemelen ölümsüzlüğü buldu. Gençlik yaşlarına geldiğinde Halkevleri’nde tiyatro yapmaya başladı. Bilindik oyunlarını ise Rahmi Dilligil’in kurduğu “Ses Tiyatrosu”nda oynadı. Tiyatro yolundaki profesyonelliğini Reşit Baran’ın yönettiği “Hisse-i Şaiya” oyunuyla kazandı.

Hulusi, artık oyunculuk alanında kendini tanıtan bir isim olmuştu. Hala asker olarak görevi de devam ediyordu ve üstlerinin hoşgörüsü de. Onu keşfeden ve sinemaya tanıtan isim, “Burhan Tepsi” oldu. Profesyonel anlamda ilk sinema filmi 1942’de oynadığı “Sürtük” idi.

EVLİLİĞİ

Bu başlık aslında başlı başına bir konu olabilirdi, çünkü burada çok büyük bir aşk var. Bu, Refika ve Hulusi’nin ömürlük aşkının hikayesi. İlk aşka düştüklerinde Refika 17’sindeydi, Hulusi ise 27 olmuştu. Refika’nın yaşının küçük oluşu, aralarındaki yaş farkı; hiçbir şey onlara engel olamadı. 26 Kasım 1938’de attıkları imza sadece evlilikleri için değil, ömürlük sürecek bir aşkın, hatta dostluğun nişanesi olarak atılmıştı.

Kadıköy’de rıhtımı gören bir sokakta, aylık 11 Liraya kiraladılar ilk evlerini. Hulusi’nin maaşı 40 Liraydı; kiraya da, gezmeye de, yemeye de yetiyordu. Gençlerdi, belki de Refika’nın çocuksu yanıydı onları daha genç tutan. Tabii bu hep böyle sürmedi, süremedi. Evlilik böyle bir şeydi işte. Bir süre sonra hayat pahalılaştı, onlar kendini küçücük hissetmeye başladı. Yine de değişmeyen tek şey, kalplerindeki aşktı.

Hayat da evlilikleriyle beraber rayına oturmuştu her şeye rağmen. Her şey hep kötü kalamazdı ya. İlk evlerinden Küçük Çamlıca’daki tek katlı bahçeli bir eve taşındılar. Zamanla bu ev iki, sonra üç katlı oldu. Hulusi Kentmen, tonton yanakları, maharetli elleri ile bahçede nefes almayı öğrendi; meyveler, çiçekler artık yeni meşgalesiydi.

1942’de ruhlarına nefes üfleyen biri daha katıldı aralarına; ona “Volkan” adını verdiler. Sonra da Volkan’ın iki çocuğu… Bizim tonton dedemiz, gerçekten dede olmuştu. Başkaymış demek, bambaşka hissediyordu. Özellikle torunu Ali’ye başka düşkündü.

Hulusi Kentmen Tiyatro Topluluğu

Hulusi, sinemaya ilk adımını atmıştı, ancak sahneleri de bırakmamıştı. Yutmuştu sahnenin tozunu bir kere, öyle kolay değildi bırakması.

Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen “Çatallı Köy” oyununda da bir rolü vardı. 1965’te bu oyun bir kez de oyuna adını veren Afyon’un Çatallı Köyü’nde oynandı; Hulusi o zaman da köy meydanında sahnedeydi.

Hobisi miydi mesleği miydi ayırdı yoktu. İçinde biriken sevgi sonunda taştı bir topluluk oluverdi, adı da “Hulusi Kentmen Tiyatro Topluluğu” oldu. Bu toplulukla beraber birçok oyun sahnelediler, turnelere çıktılar…

Sinema yılları

İlk filmden sonra hızını kesmedi Hulusi; 1948’de “İstiklal Madalyası”, 1949’da “Şehitler Kalesi”, 1950’de “Estergon Kalesi”, “Züfikar’ın Gölgesinde”, 1951’de “Barbaros Hayrettin Paşa” adlı sinema filmlerinde rol aldı.

1942 – 1988 yılları arasına 500’e yakın film sığdırdı. Filmlerinde onu “Kemal Ergüvenç” ve “Rıza Tüzün” seslendirdi. Adile Naşit, Münir Özkul, Kemal Sunal, Tarık Akan” gibi sevdiğimiz nice isimlerle izledik onu. O bıyıklarını buruşu, tatlı tatlı gülüşü, yufka yüreğinin asla gizlenmediği sert bakışları, dürüst babacan tavırlarıyla tanıdık, sevdik Hulusi Kentmen’i. Kah komiser oldu, kah esnaf, kah hakim, kah fabrikatör baba, ama hepsinde yeri geldi babamız, yeri geldi o pos bıyıklı tonton dedemiz oldu.

Tiyatro ve sinemanın arasına iki de televizyon dizisi ekledi Hulusi. 1978’de “Yorgun Savaşçı”, 1985’te de “Acımak” adlı dizilerde rol aldı.

Bu deyiş, artık halk arasında anlamlı bir şekilde kullanılan bir söz grubu olmuştu. Ne zamanki tatlı sert babacan bir tavırdan bahsedilmek istense bunu anlatmak artık “Hulusi Kentmen gibi” benzetmesiyle çok kolaydı.

Özellikle sinemayla halkın üzerinde müthiş bir etki bırakmıştı. Çünkü oynadığı filmlerin her karesinde kendi özüyle hatta adıyla bulunuyordu. Belli ki oynadığı karaktere kendinden kattığı çok şey vardı. Onu hemen her filmde görmek mümkündü. Yoksa da mutlaka bir fotoğrafı duvardaki çerçeveden izleyicisine gülümserdi.

Fotoğrafçılık ve Müzik

Sinemadan sonra içine düşen en büyük tutku fotoğrafçılık oldu. Kendini yetiştirmek için çok çalıştı, emek ve para harcadı. Hatta ilginç bir şekilde bu işten iyi para kazandı; fotoğraf çekerek değil, çektirerek.

Her şey 1983’te çıktıkları Avrupa turnesinde başladı. Bulundukları bölgede çok Türk işçi vardı ve hepsi de Hulusi Kentmen’le fotoğraf çektirmek için yarışıyordu. Fotoğrafları çeken fotoğrafçıya ara verdiklerinde bir konuşma sırasında şaka yapmak maksadıyla “Artık her fotoğraftan yüzde isterim” dedi.

Fotoğrafçı onu ciddiye almıştı ve bundan sonraki her fotoğraf için 2,5 Mark vermeye başladı. Günde en az 25 poz çekiliyordu ve Hulusi bu olayla bir anda para kazanmaya başlamış oldu.

Bunun yanında bir de müzik vardı, keman çalıyordu. Hatta torunu Ali’ye de keman aşkını aşılamıştı. 1980’de de torunu ile TRT’de bir resital verdiler. Yine 1980’de İzmir Fuarı’nda Akasyalar Gazinosu’nda Hülya Koçyiğit’in kadrosundaydı; keman çaldı, parodiler yaptı.

Hulusi Kentmen ölümü;

Tüm güzel gülüşlerinin ardından, Hulusi Kentmen, 20 Aralık 1993’te böbrek yetmezliği sebebiyle hayata veda etti. Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

YEŞİLÇAM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*